Dijital uyarımların sonu gelmek bilmedi.
Sonunda Meta gibi şirketlere açılan davalarda yüksek meblağlı cezalar gelmeye de başladı.
Elbette tüm yaptırımların sonuçları hemen ortaya çıkmayacak.
Bu süreçler zaman alır. 5 yılı bulur.
Ama bir kırılımda mıyız?
Evet.
Konuştuklarımızın ardından telefonlarımızda karşımıza çıkan aynı konulu reklamlar…
Kaydırma alışkanlığı yaratmak için kurgulanan bildirimler…
Ekran süresini uzatmak için bireyi ürüne dönüştüren analiz sistemleri…
Bunların hepsi bir noktada sona ulaşacaktı.
Tıpkı orantısız yükselen altın fiyatının eninde sonunda dengeye dönmesi gibi.
Orantısız büyüyen her şey, bir noktada geri çekilir.
Dijital sistem de bundan bağımsız değil.
Bu yapının kırılacağını öngörüyordum.
Ama zaman biçmiyordum.
Ta ki bağımlılık gerekçesiyle dava açıp kazanan iki gencin haberine kadar.
Biliyorsunuz; büyük şirketler para kanalını kesmez.
Ancak biri çıkıp “zarar gördüm” der ve bunu kanıtlar.
Geçmişte de gördük:
Yanlış ilaçlar, hatalı mamalar, sorunlu gıda üretimleri…
Hepsi aynı döngüden geçti.
Bu yüzden bu sektörden korkmuyordum.
Bugün de korkmuyorum.
Çünkü bağımlılık bir irade sınavıdır.
Geçen olur, geçemeyen olur.
Bu doğaldır.
Doğal olmayan ise şudur:
Ürettiği şeyin sonucuyla ilgilenmeyen, sorumluluk almayan üretici.
Bağımlılık tamamen bireysel değil.
Ama tamamen sistem suçu da değil.
Burada iki katman var:
- Sistem bağımlılık üretmek için tasarlanıyor
- Kullanıcı buna karşı direnç üretmek zorunda kalıyor
Bu bir “tercih” değil,
zorunlu bir denge mücadelesi
Bugün kazananların günü gibi görünebilir.
Ama teknolojinin hızlandırdığı bir şey daha var:
Bedel ödeme süresi.
Ve o süre artık eskisi kadar uzun değil.
