Her büyük orman yangınından sonra kamuoyunda benzer sorular gündeme geliyor: “Bu yangın neden çıktı?”, “İhmal mi var?”, “Sabotaj mı?”, “Rant mı?” Bu soruların her biri belirli olaylarda karşılık bulabilir. Ancak bilimsel açıdan bakıldığında asıl soru farklıdır:

Neden artık bu kadar sık, bu kadar büyük ve kontrol edilmesi çok daha zor orman yangınlarıyla karşılaşıyoruz?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Günümüzde orman yangınları; iklim değişikliği, arazi kullanımındaki değişimler, artan insan etkisi, ekosistem bozulmaları ve meteorolojik koşulların aynı anda etkileşime girdiği karmaşık bir sistemin ürünüdür. Modern yangınlar artık yalnızca “başlangıç nedeni” ile açıklanamaz; yangının nasıl büyüdüğü, hangi koşullarda yayıldığı ve neden durdurulamadığı da en az çıkış nedeni kadar önemlidir.

İklim Değişikliği Yangını Başlatmıyor, Yangını Büyütüyor

Bilimsel araştırmaların ortak sonucu oldukça nettir: İklim değişikliği tek başına yangın çıkarmasa da, yangınların çok daha hızlı büyümesine uygun koşulları oluşturuyor.

Artan küresel sıcaklıklar;

  • topraktaki nemi azaltıyor,
  • bitki örtüsünü kurutuyor,
  • yangın mevsimini uzatıyor,
  • sıcak hava dalgalarının süresini artırıyor,
  • düşük nem ve kuvvetli rüzgârlarla birleşerek yangın davranışını değiştiriyor.

Eskiden belirli dönemlerde görülen yüksek yangın riski artık yılın daha uzun bir bölümüne yayılıyor. Avrupa’nın güneyinde yapılan projeksiyonlar, yüzyıl boyunca yangın tehlikesinin ve yangın sezonunun belirgin biçimde uzayacağını göstermektedir. Özellikle sıcaklık artışıyla birlikte “yangın havası” olarak tanımlanan meteorolojik koşullar daha sık oluşmaktadır.

Bu nedenle günümüzde birçok uzman, orman yangınlarını yalnızca ormancılık sorunu değil, aynı zamanda iklim krizi kaynaklı bir afet yönetimi problemi olarak değerlendirmektedir.

Akdeniz Havzası Dünyanın En Kırılgan Bölgelerinden Biri

Türkiye’nin bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinin etkilerini en hızlı hisseden bölgeler arasında gösterilmektedir.

Bunun temel nedenleri şunlardır:

  • Yaz aylarında uzun süre yağış görülmemesi,
  • Çok düşük bağıl nem,
  • Şiddetli ve kuru rüzgârlar,
  • Reçineli orman türlerinin yaygınlığı,
  • Dağlık topoğrafyanın yangını hızlandırması.

Akdeniz ekosistemleri tarih boyunca yangınla birlikte evrimleşmiş doğal sistemlerdir. Ancak günümüzde karşılaşılan yangınlar artık doğal döngünün ötesine geçmektedir.

Araştırmalar, gelecekte özellikle sıcak hava dalgaları sırasında meydana gelen büyük yangınların sayısının ciddi biçimde artacağını göstermektedir. Orta düzey emisyon senaryolarında bile Akdeniz Havzası’nda büyük yangın oluşturabilecek meteorolojik koşulların yaklaşık %14 artacağı, yüksek emisyon senaryolarında ise bu artışın %30 seviyelerine ulaşabileceği öngörülmektedir.

Bu veriler, Türkiye’nin yalnızca bugünün değil, gelecek on yılların da yüksek yangın riski taşıyan ülkelerinden biri olacağını göstermektedir.

Türkiye’nin Yangın Coğrafyası

Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle doğal olarak yangına hassas ülkeler arasında yer almaktadır.

Özellikle;

  • Muğla,
  • Antalya,
  • İzmir,
  • Aydın,
  • Mersin,
  • Adana,
  • Çanakkale,
  • Balıkesir

orman yangınlarının en yoğun görüldüğü bölgeleri oluşturmaktadır.

Bu bölgelerin ortak özellikleri;

  • Akdeniz iklimi,
  • kızılçam ağırlıklı ormanlar,
  • yaz kuraklığı,
  • yoğun turizm,
  • artan yerleşim baskısı,
  • enerji iletim hatları,
  • ulaşım ağlarının ormanlarla iç içe olmasıdır.

Yangınların önemli bir bölümü insan kaynaklıdır. Ancak insan etkisi yalnızca kasıt veya ihmal değildir.

Piknik ateşi, sigara izmariti, tarımsal anız yakımı, elektrik iletim hatları, orman içi ulaşım faaliyetleri ve kontrolsüz rekreasyon alanları da yangın riskini artırmaktadır.

Buna karşılık iklim değişikliği, çıkan küçük bir yangının saatler içinde binlerce hektara ulaşmasına neden olan çevresel zemini hazırlamaktadır.

Başka bir ifadeyle;

İnsan kıvılcımı oluşturabilir. İklim ise o kıvılcığın afete dönüşmesini kolaylaştırır.

Bu nedenle günümüz yangınlarını yalnızca “kim çıkardı?” sorusuyla açıklamak, bilimsel açıdan eksik kalmaktadır.

Bilim Ne Söylüyor?

Uluslararası literatürde artık güçlü bir fikir birliği bulunmaktadır.

Araştırmalar;

  • yangın sezonlarının uzadığını,
  • sıcak hava dalgalarının yangın davranışını değiştirdiğini,
  • büyük yangınların daha sık görüldüğünü,
  • yangın riskinin kuzeye doğru yayıldığını,
  • iklim değişikliğinin yangın yönetimini yeniden düşünmeyi zorunlu hâle getirdiğini ortaya koymaktadır.

Son yıllarda Avrupa, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan büyük yangınlar da aynı eğilimi doğrulamaktadır. Uzmanlar, mevcut iklim koşullarında yalnızca yangın söndürme kapasitesini artırmanın yeterli olmadığını; risk azaltma, yakıt yönetimi, erken uyarı sistemleri ve dirençli peyzaj planlamasının birlikte uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, tek bir ülkenin sorunu değildir.

Bu, Akdeniz Havzası’nın ortak geleceğidir.

Ve bu geleceğe hazırlanmanın ilk şartı, orman yangınlarını yalnızca çıkan bir ateş olarak değil; iklim, şehirleşme, ekoloji ve insan davranışlarının kesiştiği çok boyutlu bir sistem problemi olarak okumaktır.